BU ZİHNİYET NE ZAMAN ve NASIL DEĞİŞİR?

Türkiye’de 1980 yılından itibaren öncelikli olarak kadınlara yönelik şiddetin artması sebebi ile cinsiyete dayalı şiddet kamuoyunda önemli bir sorun haline gelmeye başladı. Uluslararası Hukukun kadına yönelik şiddeti insan hakları ihlali olarak ele alması, yaşanan her olayda kadınların daha çok, bir ve bütün olarak mücadelesi bu konuda devletin yasal düzenlemeler dışında, toplumu bilinçlendirmeye önem vermesine sebep oldu. Ve fakat 1980’lerden itibaren devletin ve halkın gündeminde olan, 2000’li yıllarda Anayasa ve kanunlar ile yasal zeminde şekil bulan kadın-erkek eşitliği, kadına yönelik şiddetin cezalandırılması gerçek hayatta yeterince karşılık bulamadı. 

“Toplumun büyük bir kesimini etkileme gücü olanların zihniyeti önemli.”

Bugün yaşanan kadına yönelik şiddet, canavarca hisle işlenen cinayetler, tacizler, tecavüzler incelendiğinde kanunların değil bir zihniyetin değişmesi gerektiği ve kadının evde yemek yapan anne, sahip çıkılan kız kardeş, korunmaya ihtiyaç duyan sevgili, eş tanımından çıkarılması gerektiğini öğretmenin öncelik olduğu anlaşılmakta.  Yalnızca eğitim de değil tabi. Bir de ülkeyi yönetenlerin, toplumun büyük bir kesimini etkileme gücü olanların zihniyeti önemli. Neredeyse gün aşırı kadına yönelik şiddetin en mide bulandıracak hallerini görmemize rağmen bu ülkede kadını nesneleştiren, kıyafetler üzerinden siyaset yapan, Kabataş Yalanı gibi kadınları kıyafetlerine göre ayrıştıran zihniyet değişmedikçe, tenha bir sokağa giren erkek rahatça gezebilecekken, kadın, kadın gibi görünmeyi, zarafeti bırakıp yüzlerine bir maske takarak tedirginlik içinde koşar adımlarına devam edecek. Bu sebeple bu zihniyete dur demek şart. 
Gezici Araştırma Şirketi tarafından yapılan ankete göre “Kadınlar ev dışında istediği işte çalışabilmeli midir?’’ sorusuna okuma yazma bilmeyen ve  ilkokul mezunu kadınların yüzde 75’i “Hayır” dedi. Bu bilinçsizliğin son bulması için eğitime önem vermekle birlikte kadına şiddete dur diyen erkek, kadın, çocuk herkesin yaptığı eylemlerin önemli olduğunu ve baskılanmış kadınlara umut olacağını düşünüyorum. 
Hukukun nasıl uygulandığı sorunu ise mutlaka incelenmeli. Öyle ki kamuoyunda çok tartışılan kararlara imza atan hakimlerin verdikleri kararların sonuçlarını iyi değerlendirmesi sağlanmalı. 

“Ben Türkiye’de kadın olup başına herhangi bir şey gelmemiş şanslı isimlerden biriyim.”

Ben Türkiye’de kadın olup başına herhangi bir şey gelmemiş tırnak içinde şanslı isimlerden biriyim. Benim gibi kadınlar unutmamalı ki Özgecan da düne kadar bizlerle aynı hissi paylaşıyordu. Bu sebeple bir bütün olarak hareket etmeli, ses çıkarmalı, yalnızca yaşanan vahşetleri duyunca değil istikrarlı şekilde eylemleri devam ettirmeliyiz.
İyi haftalar…
Av. İrem ÇİÇEK