16 Temmuz’da başlayan Balyoz Davası’nın temyiz duruşmasının 4.gününde Dursun Çiçek’in avukatı İrem Çiçek savunma yaptı.

İşte Av. İrem Çiçek’in savunmasının tam metni:

“YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ

SAYIN BAŞKANLIĞI’NA

TUTUKLU İŞ

Dosya No          : Yargıtay 9. Ceza Dairesi: 2013/9110 E.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi: 2010/283 E.

Tebliğname No      : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı- 9. Bölüm, 2013/66666

Sanık              :  Dursun ÇİÇEK

Müdafii            Av. İrem ÇİÇEK

Konusu            :İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/283 E. 2012/ 245 K. ve 21.09.2012 tarihli usul ve yasaya aykırı kararının hukuk adına bozulması, müvekkilimin hakkında tahliye ve beraat kararı verilmesi talebidir.

Açıklamalar        :

MADDİ OLAY

1-  Müvekkilim, kendisi ile hiçbir illiyet bağı olmayan, sahteliği 26 ayrı bilirkişi raporu ile tespit edilmiş, 11 nolu CD içerisinde bulunan, iki sayfalık dijital bir isim listesinde, adının bulunduğu iddiası ile 18.Şubat.2011 tarihinde tutuklanmıştır.

Ve sonrasında kim tarafından, ne zaman ve nerede hazırlandığı, tahkikat aşamasında araştırılmayan iki sayfalık bir listede adı olduğu gerekçesi ile tarafsızlığını yitirmiş bir mahkemenin üretim delillere dayalı kararı ile 16 yıl hapis cezasına mahkum edilmiştir.

Müvekkilimin 16 yıl hapis istemi ile yargılanmasına sebep 11. Nolu CD içerisinde yer alan iki sayfalık liste buradadır.(Ek-1 iki sayfalık Word Dosya sureti)

Listenin içeriğine geçmeden önce, listenin bulunduğu yer olan 11 Nolu CD’nin tebliğnamede belirtilenin aksine hukuki delil niteliği taşımadığını, elde edilişindeki hukuka aykırılıkları ifade etmek bir zorunluluktur. Muhbir Mehmet BARANSU tarafından 29. Ocak.2010 tarihinde teslim edilen CD’ler arasında bulunan 11 nolu CD’nin imajı derhal alınması gerekirken CMK’nun 134. maddesine aykırı olarak alınmamıştır. 

Yasanın emrettiği zamanda alınmayan imajlar, hukuka aykırılığı örtbas etmek için sonradan alınmış ancak bu imaj bile, ısrarlı taleplerimize rağmen savunmaya verilmemiştir. Alınan ve bizlerden gizlenen bu ilk imaja her ne olmuşsa sonrasında ikinci ve üçüncü kez imaj alım işlemi yapılmıştır. Alınan  üçüncü imaj 1 yıl 10 ay sonra, son hale getirildikten sonra tarafımıza verilmiştirAncak verilen imajın hash değeri, ilk alınan imajın hash değerinden farklıdır. Yani mahkumiyete dayanak delil olan CD üzerinde değişiklik yapılmıştır. 

Yine 11 nolu CD’nin sahte, üretim bir delil olduğu 20’nin üzerinde bilirkişi raporu ile sabittir.

TÜBİTAK bilirkişileri tarafından hazırlanan raporda ‘CD’lerin oluşturulduğu tarihten itibaren üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadığı’ şeklindeki tespiti ve kullanıcı yollarında dijital yazının oluşturulma tarihinin 2003 yılı olarak görünmesi karşısında, içerisinde binlerce tarih, zaman, mekan, kişi, adres gibi maddi hata bulunan ve 2006 yılından sonra kullanıma sürülen bilgisayar yazılımları kullanılarak oluşturulan bu CD’nin, üretim olduğu konusunda, en azından kuşku duymamak, ancak ve ancak tarafsız ve bağımsız olmamanın, adil olamamanın göstergesidir.

2- 10. Ağır Ceza Mahkemesi, Müvekkilimin, Ertuğrul UÇAR ile birlikte 42 personelin isminin yazılı olduğu bu listeyi hazırlamakla görevli olduğunu, grup başkanının Hasan HOŞGİT olduğunu, Sözde listeyi hazırlayanın Ertuğrul UÇAR, son kaydedenin Cem GÜRDENİZ olduğu, oluşturulma tarihinin ise l0.Ocak 2003 olduğunu belirterek mahkumiyetine karar vermiştir.

2003 yılında, İstanbul’dan 1100 km uzaklıkta, İskenderun Deniz Er Eğitim Alay Komutanı olarak görev yapan müvekkilim Dursun ÇİÇEK’in, bir listeyi hazırlamak konusunda, ismi geçen subaylar ile iletişime geçtiği, bu yönde herhangi bir emir aldığı konusunda dosyada herhangi bir delil var mıdır? Yoktur.

Bu durum karşısında, örneğin siz, önemli bir  konuda görevlendireceğiniz kişileri seçecek olsanız, bunu tanıdığınız ve iletişim içinde olduğunuz kişilerden mi? yoksa tanımadığınız kişilerden mi yaparsınız? Hayatın olağan akışına göre tanıdığınız kişileri görevlendirirsiniz?

CD’ler içerisindeki verilerin hepsinin aynı bilgisayarda oluşturulmuş olduğu iddiası karşısında, müvekkilimin, bahsi geçen ve 2003 yılında farklı yerlerde çalışan diğer subaylar ile bir araya gelmesi ve iddialara konu diğer çok sayıda liste ile, yazı karakterlerine, sekmelerine, paragraf boşluklarına kadar aynı ölçülerde bir liste hazırlaması mümkün olabilir mi? Hayatın olağan akışına göre mümkün olamaz.

-Listede müvekkilime ait bir imza, parmak izi,  herhangi bir elektronik ve dijital iz, bulgu var mıdır? Yoktur.

-İki sayfalık Dijital Word Dosyası olan ve herhangi bir bilgisayarda, iki dakika içerisinde herkes tarafından hazırlanması mümkün olan bu listede adının geçmesi dışında, müvekkilime yönelik herhangi bir iddia ve suçlama bulunmakta mıdır? Hayır bulunmamaktadır.

-Listede ismi geçen 42 kişi ile müvekkil arasında herhangi bir iletişim, temas, irtibat ve koordine olduğuna dair bir delil bulunmakta mıdır? Hayır bulunmamaktadır.

-Listede ismi geçen 42 kişiden kaçı hakkında soruşturma açılıp yargılama yapılmıştır? Müvekkilim dahil üç kişi hakkında.

-Peki diğer 39 kişiye bu liste, yargılama aşamasında sorulmuş mudur? Hayır sorulmamıştır.

-Söz konusu dijital verinin içeriğini doğrulayan başka yan delil bulunmakta mıdır? Hayır bulunmamaktadır.

-Sayın Dairenizin 25.Ocak.2010 tarih, 2009/11,204 E. ve 2010/855 K. Sayılı ilamında bozma gerekçesi olarak ifade ettiği, Müvekkilimin dış dünyada ortaya çıkan ve karşı tarafça hissedilen nitelikte, cebir ve şiddet içeren ve ağır suç teşkil eden icra hareketlerine giriştiğine yönelik  bir eylemi var mıdır? Hayır yoktur.

Bu durumda iddiaya konu liste ile müvekkilim arasında herhangi bir illiyet bağı olmadan evrak ve belge niteliği taşımayan iki sayfalık dijital bir yazının hukuka uygun bir delil olduğunu iddia etmek mümkün müdür?

Müvekkilimin hangi fiilinin ne şekilde suç teşkil ettiği belirtilmeden, genel ifadeler ile yazılan yerel mahkeme kararı ve temyiz dilekçemiz dikkate alınmadan hazırlanan 18 Mart 2013 tarihli tebliğname eksiktir ve soyuttur. Salt soyut norm gerekçe gösterilerek, somut hiçbir olgu ve mantıksal bağ ortaya konulmadan, savunma tarafından söz konusu iddianın gerçeği yansıtmadığı konusunda somut veriler ortaya konulmuşken: “sanık bu fiili işlemiştir” demek, ‘suçun unsuru oluşmuş, oluşmamış ne önemi var. Ben sanıkları cezalandırmanın peşindeyim demenin kibar yoludur.

3- Tebliğnamede, bazı sanıklar için yapılan değerlendirmede ’sanıklar tarafından hazırlandığı iddia ve kabul edilmeyen bir kısım belgelerde veya listelerde sadece isimleri bulunan, kendilerinin aktif rol almadığı, görevlendirildikleri konu ile ilgili her hangi bir çalışma yaptıkları, mahkumiyete yeterli delil ile kanıtlanamayan sanıkların Balyoz Harekat Planından haberdar oldukları ve bu faaliyetlere katıldıkları hususunda kuşkuların bulunması nedeniyle, bu sanıklar açısından atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı kanaatine varılmıştır’ denilmiştir. Bu ifadeler müvekkilimin durumu açıkça tarif etmektedir. Ancak Yargıtay Savcısı’nın bu ifadeler ile 67 sanık için kararın bozularak mahkumiyet yerine beraat verilmesi yönündeki istemi, harfi harfine aynı durumda bulunan müvekkilime uygulanmamıştır. Başta Anayasa’nın Eşitlik İlkesine aykırı olan bu kararlar, İddianın ve yargılamanın içinde bulunduğu izah edilemez bu çelişkiler, müvekkilim dahil çok sayıda subayın özel olarak seçildiğinin göstergesidir.

Müvekkilim ile aynı şekilde listede ismi bulunan ve ilk derece mahkemesi tarafından 16 yıl hapsi istenen onlarca subay için Yargıtay Cumhuriyet Savcısı tarafından beraat istenirken, müvekkilim ve daha birçok sanık için neden hükmün onanması istenmektedir?

Çelişkinin daha net görülmesi için Tebliğnamede beraati istenen herhangi bir subay ile müvekkilin hukuki durumunu, ifadeleri, iddianamede atılı suç, gerekçeli kararda açıklanan hüküm bölümlerini karşılaştırarak örneklemek istiyorum,

Örneğin Şafak Duruer, TABLOYU OKU- VER

Açıkça görüldüğü üzere aynı iddialar ile yargılanan, aynı ifadeleri veren, haklarında aynı hüküm verilen bu iki isimden Şafak Duruer için Tebliğnamede ‘doğrudan icra hareketi niteliğinde bir faaliyette bulunduğuna dair yeterli delil elde edilemediğinden yüklenen suçtan beraatine’  şeklinde karar verilmesi istenirken, müvekkilimin 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasını istemek nasıl açıklanabilir?

Aynı şekilde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmayan ve yargılanıp beraati istenen çok sayıda kişinin durumu müvekkilim Dursun Çiçek’in durumu ile aynıdır.

Örneğin, Bora Oğurlu. Gölcük’ten çıkan belgelerde “5. Muharip Filotilla Komutanlığı Müzahir Personel Listesi” oluşturmak. “Öncelikli ve Özellikli Görevlendirme Listesinde” adının olması ve “Plan Çalışmaları Personel Görevlendirilmesi“ konulu yazıda “Özel Kurye olarak”  görevlendirilmiş olmak iddiaları ile sorgulanmış Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kaarı ile serbest bırakımıştır.

Bora Oğulu’nun hazırladığı iddia edilen müzahir personel listesinde adı geçen Serhat Dizdaroğlu da tutuksuz yargılanmış ve beraati istenmiştir.

Yine Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığından CEZA alan hiç kimse seminere iştirak etmemiştir. Bu iki kuvvetten seminere katılan bir kişinin dahi ifadesi  alınmamıştır. Seminere katılıp yargılanmayan ve listelerde adı geçip yargılanmayan yüzlerce kişi vardır.

Hukuki ve fiili durumu aynı olan kişiler hakkındaki bu farklı taleplerin herhangi bir gerekçesi bulunmamaktadır. Delillerin tartışılması safhasını, bizleri oyaladığını zannederek geçiştiren ilk derece mahkemesi, gerçeklerin üstünü örter şekilde delilleri toplamamış, tanıkları dinlememiş, bilirkişi raporu alınması yönündeki talepleri karşılamadan ve Yerleşik Yargıtay İçtihatlarına göre, ceza artırımına gittiği halde, müvekkile ek savunma hakkı vermeden karar vermiştir.

Sayın Yargıçlar, en basit davada bile kovuşturma aşamasında bilirkişi raporu alınırken, Kişilerin müebbet hapis istemleri ile yargılandığı bir ağır ceza yargılamasında, bilirkişi raporu almaktan kaçınmanın, maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemenin, dosyada mevcut bilimsel raporları da görmezden gelmenin nedeni nedir?

Frederic bastiat’ın söylediği gibi

Ne yazık ki, hukuk kendi asli amacının tam aksi istikamete yöneltilerek, her türlü hırs ve kinin silahı haline dönüştürülmüştür.

Sayın Dairenizden talebimiz, 18 Mart 2013 tarihli temyiz dilekçemizdeki sebepleri göz önüne alarak, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hükmü etkileyecek şekilde, usul ve esasa yönelik hukuka aykırı kararını bozmanız ve masumiyet karinesi ile adil yargılanma hakkı ihlal edilerek 3 yıldır tutsak edilen müvekkilimin tahliyesine karar vermenizdir.

Av. İrem ÇİÇEK (Dursun ÇİÇEK Müdafii)